Küresel krizin dip noktasının aşıldığına yönelik sinyallerle birlikte ekonomik beklentilere yönelik iyimser mesajlar dile getirilmeye başlandı. ABD Başkanı Barack Obama, haftalık halka sesleniş konuşmasında, geçtiğimiz birkaç ay içinde ekonominin tahmin edilenden daha iyi performans gösterdiğini belirtti ve krizden çıkışa yönelik düşüncelerini Amerikan kamuoyuyla paylaştı.
Başkan Obama ekonomide eskisinden çok daha sağlam temellerin inşa edilmesi zorunluluğunu vurguladı ve eğitim, istihdam kalitesi, çevre duyarlılığı ve araştırma-geliştirme (Ar-Ge) faaliyetlerinin önemini hatırlattı. ABD Başkanı, ekonomik refahın, yenilikçilik ruhunun tekrar yakalanması ve Amerikan halkının yaratıcı kapasitesinin harekete geçirilmesine bağlı olduğunu da ayrıca ekledi.
Ekonomi literatürüne bakıldığında, ekonomik kalkınmanın sadece fiziki sermaye yatırımları ve istihdam artışı ile sağlanamayacağı görülüyor. Başkan Obamanın dikkat çektiği yenilikçilik ve Ar-Ge, üretimdeki teknoloji faktörünün gücünü belirliyor. Teknoloji ise, üretimdeki istihdam ve sermaye faktörlerinin verimliliklerini ve dolayısıyla ulaşılacak nihai çıktı miktarını doğrudan etkiliyor. 1957de ABDli ekonomist Robert Solowun Teknik Değişim ve Toplam Üretim Fonksiyonu isimli makalesiyle ekonomi bilimine soktuğu Solow artığı kavramı, teknolojiyi bir üretim faktörü olarak tanımlayan ilk bilimsel adım olmuş. Geliştirilen ekonomik büyüme modellerinde, ülkeler arasında kişi başına milli gelir ve ekonomik büyüme arasındaki farkların önemli bir kısmı, toplam faktör verimliliği (TFV) olarak açıklanıyor ve TFV büyük oranda teknolojik ilerleme ile ilişkilendiriliyor. Yani kısaca, ülkelerin teknoloji seviyeleri ile ekonomik refah ve kalkınma hızları arasında güçlü bir ilişki mevcut.
Zaman içerisinde Ar-Ge ve teknolojiye yapılan yatırımlar artıyor. OECDnin 2008 tarihli Bilim, Teknoloji ve Sanayi Görünümü çalışmasına göre, OECD ülkelerinde Ar-Ge harcamalarının tutarı 1996 yılındaki 468 milyar dolar seviyesinden, 2006 yılında 818 milyar dolara ulaşmış. Enflasyondan arındırılmış rakamlarla, 1996 ile 2001 arasında Ar-Ge harcamalarındaki yıllık artış hızı yüzde 4,6 olurken 2001 ile 2006 arasındaki dönemde bu artış hızı yıllık yüzde 2,5e gerilemiş. Dikkat çeken bir husus, OECD ülkeleri arasında yer almayan ve ekonomik büyüme hızının, dünya ortalamasının üzerinde olduğu Çin ve Hindistan gibi ülkelerde Ar-Ge harcamaları da OECD ortalamalarına göre çok daha hızlı artış sergilemiş. Bu çalışmada ABD ve ABnin toplam Ar-Ge harcamalarındaki düşen paylarına da dikkat çekiliyor. Bu rakamsal veriler ekonomik büyüme hızı ve Ar-Ge faaliyetleri arasındaki ilişkiyi destekliyor. Bazı ampirik çalışmalar Ar-Genin ekonomik katkısının boyutunu gösteriyor. G7 ülkelerinde yapılan Ar-Ge yatırımlarının getiri oranlarının yüzde 68 ile yüzde 123 arasında olduğu hesaplanıyor. Azami yüzde 10lar seviyesinde olan yatırımın sermaye maliyetleri ile karşılaştırıldığında, Ar-Ge yatırımlarının yüksek katma değer yaratma kapasitesine sahip olduğu sonucuna varılıyor. Yani Ar-Ge, geri dönüşü belirsiz ve sokağa atılan bir para değil, yapılan harcamanın karşılığının fazlasıyla alındığı bir yatırım alanı oluyor.
Ancak unutulmaması gereken bir nokta, Ar-Ge yatırımlarının getirisinin yatırımı yapan kurumun tekelinde olmadığı ve harcamalara katılmadığı halde, oluşan teknolojik gelişmeden faydalanan sosyal ve iktisadi kesimlerin de bulunduğu. Diğer bir ifadeyle, Ar-Ge ekonomik olduğu kadar sosyal fayda da yaratıyor. Patent benzeri teşvikler, girişimcisine belli bir süre tekel hakları sağlayarak, özel sektörün Ar-Ge yatırımı yapmaya yönelik ekonomik dürtülerinin sürdürülmesini sağlıyor.
Sözün özü, Ar-Ge harcamalarına verilecek önem krizden çıkış sürecini hızlandırabiliyor. Küresel krize rağmen ekonomik büyümesini hız kesmeden sürdüren gelişmekte olan ekonomilerin Ar-Ge harcama hızlarının ABD ve ABnin üstünde kalmasından ders çıkarılmalı. Yatırım getirisinin ve sosyal faydasının yüksekliği nedeniyle, Ar-Ge için ayrılacak fonlar ve verilecek teşvikler kamu bütçeleri üzerinde, diğer harcama kalemlerinin aksine, nispeten daha az yük getirecek ve özel sektör kurumlarının da mali performanslarına krizden çıkış sürecinde katkıda bulunacaktır.
gidamarka.com


