PR sektörünün “Çivisi mi çıkıyor”?

Güncel haberleri bu başlık altından takip edebilirsiniz.

PR sektörünün “Çivisi mi çıkıyor”?

Mesajgönderen xxx » 10/8/2009, 14:02

Krizle birlikte reklam yatırımlarını kısmak durumunda kalan reklamverenler basında daha çok yer almak için PR ajanslarına yüklendikçe yükleniyor… PR sektörü, “Bültenimi çıkar, beni haber yap, görünürlüğümü sağla, yoksa çeker giderim” diyen “Zıvanadan çıkmış” müşteri profiliyle karşı karşıya. Basın mensupları mı? Onların halini ne siz sorun ne biz söyleyelim… Her gün yüzlerce basın bülteni ve onlarca telefon görüşmesiyle taciz edilen basın mensupları bu yoğun baskı altında çileden çıkmak üzere…

İsim: S.C.

Yaş: 28
Cinsiyet: Kadın
Meslek: Halkla ilişkiler

“Masamın üzerinde yığılmış olan gazeteci telefonları, müşteriden gelen bülten revizyonları ve gün sonuna kadar medya raporuma eklenmeyi bekleyen gazete kupürleri… Benim bol bültenli bir günümü özetliyor aslında…”

İsminin açıklanmasını istemeyen, orta halli bir PR ajansında iki yılı aşkın süredir çalışıyor S.C. Yaptığı işi bu cümlelerle özetliyor ürkek bir sesle. Ardından şöyle devam ediyor: “Benim görevim masama oturduğum andan itibaren, müşterilerim için yazdığım herhangi bir bültenin gazetecilere ulaşıp ulaşmadığını öğrenmek. Ardından da tabiî ki kullanıp kullanmayacaklarını… Bu nedenle günde ortalama 100 gazeteciyi ararım. Müdürü, editörü, muhabiri, stajyeri, reklamı hatta grafikeri… Utanmasam çaycılarını bile arayacağım. Yeter ki bültenim yayınlasın… Çoğu zaman gazetecilerden fırça yerim; ‘Aldık bülteni. Neden sürekli arıyorsunuz? Neden aynı bülteni 10 kez yolluyorsunuz? Hiç mi aklınız basmıyor?’... Takdir ederseniz ki bayılmıyorum bu işi yapmaya. Günde aynı bülteni, aynı gazeteciye 10 kez atmaya ya da arayıp, ‘Merhaba size şu saatte bülten atmıştık elinize ulaştı mı?” ya da ‘Davetimize geliyorsunuz değil mi?’ diye sormaya. Benim için de çok zevkli değil, uzaktan yakından haber olma ihtimali olmayan herhangi bir konuyu,‘haber yapın’ demek. Biz de bu işin okulunu okuduk. Biz de biliyoruz neyin haber olup olmayacağını. Ancak gel sen onu müşteriye anlat. Çalıştığım ajansta bana kapıyı göstermeleri müşteriden gelecek bir telefona bakar…”

S. C. öfkeli sesiyle çarpıcı açıklamalar yapmaya devam ediyor:

“O iyi iletişimciyim diyenler yok mu? Ajans kurup kendilerini halkla ilişkiler sektörünün duayeni zannedenler hani... Onların hepsinin işi gücü müşteriye ve gazetecilere yalakalık yapmak, reklam kokusunu alan yayın organlarının reklam departmanlarıyla kol kola girip çalışmaktan ibaret. Gazetecileri bol bol lüks gezilere götürüp, ardından da isteklerini bir bir sıralamak... Etik kurallar dediğiniz şeyler bu sektörün koridorlarından çoktan silinmiş…”

S. C kim mi?

Geçtiğimiz haftalarda Marketing Türkiye Dergisi’ni ziyaret eden ve içindekileri bir bir döken S.C. isminin açılanmasını istemediği bir PR ajansında çalışıyor. Genç PR’cının dergimizi ziyaret nedeni ise “PR sektörünün koridorlarında yaşanan çarpık ilişkileri bir bir anlatmaktı. Ve anlattı da… Yapılan bu iddialar ise 176. sayımızın kapak konusuna ilham verdi. Çünkü S.C.’ye göre yaşanan ekonomik kriz en çok onları vurmuştu. Ama maddi anlamda değil… Nasıl mı? Global kriz nedeniyle birçok markanın reklamdan elini ayağını çekmesi, reklamın azalmasıyla birlikte markaların PR’a yüklenmesi, PR sektöründe “Zıvanadan çıkmış müşteri” profilinin ortaya çıkmasına neden oluyor. PR ajanslarına inanılmaz baskılar yaparak haber değeri taşımayan konularda bile PR’cıdan önemli yayınlarda “haber çıkarmasını” bekliyor. Kimi markalar bünyesinde bulunan tüm ürünlerini aynı gün içinde basına ulaştırılmasını, hatta hepsinin aynı yayında yer almasını isterken, kimileri ise “Neden Hürriyet’te yokuz? Böyle giderse sizinle artık çalışamayız” diyerek ajansları tehdit noktasına varan isteklerle sindiriyor. PR’cılar bu durumundan ne kadar muzdaripse basın mensupları da bir o kadar “isyankar.”

Zaten gün içinde gazete hazırlama sürecinden bunalan gazeteciler bir de PR’cıların bülten ve telefon bombardımanına tutulunca, kimi zaman “patlayıp” karşısındaki halkla ilişkilerciyi haşlayabiliyor.

Kimi kesimler, gazetecilerin en iyi stresi atma yolu olarak PR’cıları gördüğü konusunda hemfikir. Öte yandan bazı yayınlar, gelen basın bültenleriyle baş edemeyip, gün içinde gelen yüzlerce bülten arasından işe yarar 10 -15 bülteni ayıklamak ve ajanslardan gelen telefonlara cevap vermek için bir ve ya iki kişinin görevlendirdiği ayrı bir birim bile kurmuş durumda.

Peki bu tablo basınla ilişki kurmasını bilmeyen markalar tarafından mı oluşuyor, yoksa PR ajanslarının onlara vaat ettiklerinden mi kaynaklanıyor? Gazeteciler, “Haber değeri taşımayan” bilgileri yayınlarında haber olarak taşıyarak krizi bahane eden markalara taviz mi veriyor? Yoksa bu tavizi o yayınlara verilen reklamların bir sonucu mu?

Biz de 1 Ağustos tarihli Marketing Türkiye’de önce basın mensuplarının nabzını yoklamak istedik. Onlara, halkla ilişkiler sektörüyle nasıl bir ilişki işinde olduklarını sorduk? Ardından da PR ajanslarına, korkusuzca, “yaşadığınız müşteri baskını anlatın ki sesinizi duyuralım” dedik.

Haberimizde ekonomi müdürleri Vahap Munyar (Hürriyet), Levent Ertem (Akşam), Turhan Bozkurt (Zaman), Hasan Eriş (Cumhuriyet), Faruk Erdem (Takvim) ve ekonomi editörü Pelin Cengiz (Taraf) sorularımızı tüm açıklıklarıyla yanıtladılar. Halkla ilişkiler tarafından da Effect’ten Yönetim Kurulu Başkanı Gonca Karakaş ve MESE’den Genel Müdür Nedim Özkan, Zarakol Yönetim Kurulu Başkanı Necla Zarakol, BPM Look’dan Bülent Güven ve Ünite İletişim’den Işıl Arıdağ’a da “Siz bu yaşananlara neler diyorsunuz?” diye sorduk. Ayrıca, Vestel ve Efes de haberimize dahil olan markalar arasındalar…
Kaynak: MarketingTürkiye


xxx
Aktif Üye
Aktif Üye
 
Mesajlar: 226
Kayıt: 4/1/2009, 08:26

Dön Haberler

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir