"Büyük olmak için kimseye iltifat etmeyeceksin"

"Büyük olmak için kimseye iltifat etmeyeceksin"

Mesajgönderen absu » 12/9/2009, 00:47

"Büyük olmak için kimseye iltifat etmeyeceksin.

Hiç kimseyi aldatmayacaksın.
Ülke için gerçek amaç ne ise
Onu görecek,
O hedefe yürüyeceksin.
Herkes senin aleyhinde bulunacaktır, herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır.
Fakat sen buna karşı direneceksin. Önüne sonsuz engeller de yığılacaktır.
Kendini büyük değil
Küçük, zayıf ve araçsız,
Hiç sayarak,
Kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak
Bu engelleri aşacaksın.
Bundan sonra da sana büyük derlerse,
Bunu söyleyenlere güleceksin."
Büyük Atatürk'ün bu sözleri seneler evvel babam Metin Yalman'ın Cumhurbaşkanlığı Köşkü'ndeki odasında gözüme ilişmişti. O zaman içeriğine pek dikkat etmemiştim ancak günümüz dünyasında ne denli doğruluk taşıdığının altını ne kadar çizsem azdır diye düşünüyorum.

Kurumlar her zaman insana geçici, kurum markasına ise kalıcı olarak bakarlar. İş hayatında coğrafyadan bağımsız çoğu kez ilk öğretilen önce kurumun geldiği ilkesidir. Ancak kurumu marka yapan, itibarını yücelten ya da batıran her zaman çalışanları olmuştur.

"Biz şu bankayız dolayısı ile bize bu işi istediğimiz fiyata yapmak zorundasın."

"Beğenmiyorsan çalışma kardeşim, ben istediğim zaman öderiz."

"Bizim kurumun genel müdür yardımcıları ancak şu marka araca biner."

"Kardeşim park ederim, sen benim kim olduğumu biliyor musun?"

"Filancanın yeğeniymiş, aman işini halledelim."

"Bak gör ben onu fena yapacağım, o kiminle dans ettiğini bilmiyor!"

"Benim arabam nerede? Ben genel müdürüm, ben beklemem."

"Beklesin efendim. Kim oluyormuş o."

Ve daha niceleri…

Yukarıda isimsiz cümleleri sizler inanıyorum ki kendi çevrenizden isimli hale kolayca getirebilirsiniz. Sonuçta böylesi örnekleri her gün yaşıyoruz. İnsanın içinde "kimsin sen ya!" şeklinde bir haykırışa yol açan bir gün içerisinde hepimizin başından geçen birçok olay. Bu tevazudan uzak davranış şekilleri ne yazık ki kurumlar güçlendikçe, çalışanlar kurum içinde mevki kazandıkça artış göstermekte. Kurumların performans, itibar gibi tüm uğraşılarını aslında 0 noktasına indiren ve muazzam algı kayıpları getiren bu ve benzeri örnekler özel sektör, devlet ve hatta sivil toplum kuruluşlarında bile karşımıza çıkmakta.

Tevazu sözcüğü genelde pek çok kurum kültürü kitapçığının içinde yer almakla beraber günümüzde kurumun bireyleri tarafından pek algılanmadığı aşikar. Tevazu ve gereklerinin şan, şöhret getirmediği gerekçesi ile bir yana itilmesi aslında günümüz iş gücünün bazı kademelerinin entelektüel açıdan ne denli sığ hale geldiğine de bir işaret. Kurumların insan kaynakları politikalarının, iç eğitim yapılarının özrü şeklinde işaret edebileceğimiz böylesi problemler aslında pek çok kez aile içindeki düzen ve eğitimden de kaynaklanmakta.

Belki de toplumsal örf, adet ve ananelerimize bir kez daha mı baksak? "Olgun başak eğridir" demiş atalarımız. Mevkileri ile ün yapan, mevkileri ile çevre yapan birçok kurum ya da kişi bu yaklaşımlarının geçici olduğunu bir gün anlamak zorunda kalıyorlar.

Evet, kurum kalıcıdır ancak o kurumu batıran da çıkaran da çalışanlarının değerleri olacaktır. Sonuçta sevgili babamın bana her zaman dediği gibi, bir insanın arkasında bırakacağı en önemli mirası ismi ve o ismin nasıl anımsandığı değil mi?

Semih YALMAN


absu
Moderator
Moderator
 
Mesajlar: 605
Kayıt: 3/1/2009, 20:42

Dön İşletme-Yönetim

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Bing [Bot] ve 1 misafir