Arıcılığın durumu

En son yayınlanan makaleleri takip edebileceğiniz bölüm.

Arıcılığın durumu

Mesajgönderen GMNet » 15/2/2009, 08:23

Bitkilerde sağladıkları tozlaşma ile bitkisel üretimde ve doğal dengenin kurulmasında hayati rol oynayan bal arıları; insan sağlığı ve beslenmesi yönünden çok önemli ürünler olan bal, balmumu, arı sütü, polen, propolis ve arı zehiri gibi ürünler üreterek insanoğluna büyük hizmetler sunmaktadırlar.

Türkiye ekolojik yapısından dolayı büyük bir arıcılık potansiyeline sahiptir. Ülkemizin kırsalda sosyal yapısı da bu potansiyeli artırmaktır.

Arı ürünlerinin bilinen faydaları sayılamayacak kadar çoktur. Osmanlı'nın zaferlerinde ilaç olarak kullanılan balın yeri vardır. Ancak, arının en önemli hizmeti; bitkilerde sağladıkları tozlaşma ile bitkisel üretimde ürün artışına neden olduğu gibi, ürünün kalitesini de artırmaktır. O kadar önemli ki; birçok bitki türünün neslini sürdürebilmesi bal arılarının sağladığı bu tozlaşmaya bağlıdır. Bitkilerin tohum bağlamasına yardımcı olarak doğal dengeyi kurarlar. Ayrıca, organik üretimde çok önemli görevleri vardır. Bunların yanı sıra başta bal olmak üzere birçok arı ürünü ihraç edilmektedir. Arıcılık modern tarımın en önemli dallarından biridir. Yurdumuzun her yerinde olduğu gibi, arıcılığın Ege Bölgesi'nde ve İzmir'de de önemli bir yeri vardır. İzmir'de Ege Tarımsal Araştırma Entitüsü'nde 1965 yılında araştırma çalışmalarına başlanmış, 1980'li yılların ikinci yarısında da "arıcılık araştırmaları" ülkesel proje haline getirilmiştir. Daha sonra DYP iktidarı döneminde 1994 yılında "Ordu Arıcılık Araştırma Enstitüsü" kurulmuştur. (İlk arıcılık araştırmaları İzmir'de başlatılmıştır.) Yine 1960'lı yıllarda kurulan Ardahan ve Fethiye Arıcılık Üretme istasyonlarını da belirtmek gerekir. Özellikle, Fethiye Arıcılık Üretme İstasyonu; hem önemli ihraç ürünümüz olan çam balı konusunda çalışma yapmakta, aynı zamanda üreticilere, modern kovan imal etmekteydi. Ancak, bu istasyon AKP döneminde çok kıymeli arazisi nedeniyle kapatılarak satılmıştır.

Arıcılık az bir sermaye ve emekle yapılmaya uygun bir uğraştır. Çiftçilerimiz, köylü kadınlarımız, hatta herkes, evinin bahçesinde birkaç kovanla bu güzel ve zevkli işe başlayabilir. Daha sonra kovan sayısı artırılarak ticari boyut kazandırılabilir. En önemlisi, bir ailenin geçimini sağlayan ana uğraş olabileceği gibi, diğer üretimlerinin yanı sıra ek gelir sağlayan yardımcı bir faaliyet olarak çok kolayca yapılabilir.

Arıcılığımız çok eski tarihlere dayanmaktadır. Yurdumuzda "karakovan" denilen kovanlarda üretim yapılmaktaydı. Bu geleneksel arıcılığımız yöreden yöreye değişmekle beraber tamamen doğal şartlarda ve organik üretim yapıldığından tüketiciler tarafından devamlı tercih nedeni olmuştur. Bu bakımdan ülkemizin sosyal yapısı nedeniyle organik arıcılığın geliştirilmesi ve bu organik ürünlerin ihracı önemlidir. Organik arıcılığa hem üretici, hem de tüketici büyük ilgi duymaktadır. Çünkü, balda kalıntı problemi çok olmakta, bu balların tüketilmesi de insan sağlığına zararlı olmaktadır. Bu nedenle, ülkemizde organik arıcılığın geleceği ümitvar görülmektedir.

Doğal olarak üretimin artırılması için modern arıcılık teşvik edilmiştir ve edilmeye de devam edilecektir.

Türkiye kovan varlığı bakımından dünyada üçüncü, bal üretimi açısından dördüncü sırada yer almaktadır. Maalesef kovan başına bal verimi oldukça düşük olup 20 kg'ın altındadır. (Ancak organik arıcılıkta verim o kadar önemli de değildir.)

Türkiye en çok bal ihraç eden ülkeler arasındadır. Organik bal üretimi arttıkça ihracatımız artacaktır. İhracat miktarımız arıcılık potansiyelimizin tam olarak kullanılması ile çok daha artabilecek durumdadır.

Bal üretimimizin diğer bir istisnai durumu da çam balı üretimimizdir. Donmayan bu bal, sadece dünyada Muğla yöresinde, az bir miktarda Yunanistan'da üretilmektedir. Yunanistan şu anda bize rakip olacak durumda değildir. Ancak, çam balı üretiminin devamlılığı ve artırılması için mevcut keşnilli ağaçlar çok iyi korunmalıdır. Bu çamlar çok iyi korunmalı, kesilmemeli, hatta mümkünse çoğaltılmalı ve çeşitli vesilelerle arıcılara kapatılmamalıdır.

Arıcılığımızın ve bal ihracatımızın çok çeşitli sorunları vardır. Öncelikle, kovanlarımızın bir standardı olmalıdır. Araştırma kurumları ve üniversitelerimizin arıcılık araştırmalarına gereken önemi vermeleri ve bu konuda yayın yapmaları zorunludur. Ülkemize maalesef özellikle Çin'den kalitesiz ucuz ballar girmekte ve bu ballar kaliteli balımıza katılınca ihracat sorunları çıkmaktadır. AKP Hükümeti bu sorunu körüklemiştir. Esasen, bu sorun temelden çözülmelidir. Arı hastalıkları ülkemizde büyük sorundur. Bunların bir kısmı Avrupa'dan kaynaklanmaktadır. Hastalık sorunu ancak ülkesel çapta "Ulusal arı hastalıkları kontrol programı" ile çözülebilir. (Ancak denilebilir ki; AKP Hükümeti kamuda ne araştırma estitüsü bıraktı, ne de araştırıcı.)

İhraç edilen ballarımızın çok iyi kontrol edilmesi ve kalıntı sorununun çözülmesi gereklidir. İhraç edilen balların yüzde 90'ı, Ege ihracatçı birlikleri tarafından İzmir'den yapılmaktadır.

Arıcılıkta diğer önemli bir konu da Arıcılar Birliği'dir. Bu sivil toplum kuruluşlarının güçlendirilmesi ülke arıcılığının geleceği açısından önem arz etmektedir.

Tohumculuk Yasası

Bu yıl içinde Meclis'ten geçen Tohumculuk Yasası'nın olumsuz bir-iki yönünden bahsedelim. Bu yasayla devlet tohumculuk alanından tamamen çekiliyor, piyasa başta İsrailli firmalar, Syngenta, Pioneer, Monsanto gibi çok uluslu tohum şirketlerine teslim ediliyor. Çiftçimiz de "sizlere ömür".

Bu yasa ile GDO'lu (genetiği değiştirilmiş organizmalar) tohumlara diğer bir deyişle; transgenik çeşitlerin girişine ve ekimine olanak tanıyor. Böylece de insan sağlığı üzerinde; başta kısırlık, alerjik reaksiyonlar, bağışıklık sistemi zayıflığı gibi hemen ve uzun vadede anlaşılamayan ciddi sağlık riskleri yaratıyor. Ayrıca, gen akışı nedeniyle ülkemizde orjine olmuş birçok bitki, genetik kaynağımızın tahrip olması da diğer önemli zararı.

Tohumculuk Yasası'nın arkasında AKP'nin içindeki Güneydoğulu vekiller lobisinin önde gelen ismi, Tarım Bakanı Mehdi Eker durmaktadır.

Avrupa Birliği, genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) AB'ye girmesine izin vermemektedir.

Kısırlaştırma; neslimizin tüketilmesi, övündüğümüz gençliğimizin yok olmasıdır.

Son dönemlerde Türkiye tarım ürünlerinin (sebze, buğday, mısır, ayçiçeği, soya vs.) dışardan ithal edilmeye başlandığını hepimiz biliyoruz. Bu tohumların, özellikle mısır ve soyanın genetiği değiştirilmiş tohumlar olduğunu Tarım Bakanlığı da çok iyi biliyor. Bu GDO'lu çeşitlerin içindeki 'Terminatör' geni kendi neslini yok etmesi nedeniyle tohumu kısırdır. Yeniden ürün vermez. Her yıl yeniden temin etmek gerekmektedir. Bunun manası da dışa bağımlı olmaktır. Bu salt ticari amaçla da düşünülmüş değildir. Bunun arkasında stratejik bir hedef veya hedefler yer almaktadır.

Bu tip tohum politikasına bağımlı kalan Türkiye, sadece ekonomik değil, genetik tuzağa da düşmektedir.

GDO'lu çeşitleri istenilen menfi veya müspet yönde programlamak mümkündür. Böylece GDO'lu ürünlerle istenilen her toplum yönlendirilebilir. Bu yöntem bir milleti ve onun yaşadığı ortamı yok edecek kadar tehlikelidir. Mesela, bu program kısırlaştırma (sterilizasyon) erkek ve kadında kısırlaştırma programı olabilir. Türk milleti çok uyanık olmak zorundadır.

Biyogüvenlik Yasası da henüz tasarı halinde duruyor. Gümrüklerimizden durmadan bu tohumlar giriyor. Halihazırda GDO'lu olup olmadıkları gümrüklerde analiz edilemiyor bile...

Cenab-ı Hak ülkemizi ve halkımızı korusun.

Dr. Burhan Özfatura


GMNet
Supervisor
Supervisor
 
Mesajlar: 944
Kayıt: 3/1/2009, 16:21
Konum: Lüleburgaz

Dön Makaleler

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir