Şeker Sektörü ve Türkiye'de Şeker Kaçakçılığı

En son yayınlanan makaleleri takip edebileceğiniz bölüm.

Şeker Sektörü ve Türkiye'de Şeker Kaçakçılığı

Mesajgönderen GMNet » 30/12/2009, 21:33

Sedat Güner
Gümrük Başkontrolörü

AB sürecinde, doğrudan tarımsal ve işlenmiş tarımsal ürünlerimizin dünya pazarlarında pay sahibi olması büyük önem kazanmaktadır. Bundan dolayı özellikle şeker sanayi, Türkiye için hem ekonomik hem de sosyo-politik olarak son derece büyük önem taşımaktadır. Görülen odur ki, önümüzdeki yıllarda, AB ve diğer ülkeler arasında şeker sektöründe rekabet gitgide acımasızlaşacaktır. Bu nedenle makalemizde şeker sektörünün durumuna ve sorunlarına değinilmiştir.


Bilindiği gibi şeker; 4634 sayılı Şeker Kanunu'na göre pancar veya kamıştan üretilen kristal haldeki sakaroz ile nişasta kökenli glukoz, izoglukoz, sakarozun veya invert şekerin veya her ikisinin suda çözünmesiyle elde edilen çözelti, invert şeker şurubu ve inülin şurubudur.
Dünyada şeker; şeker kamışı, şeker pancarı ve alternatif ürünlerden (glikoz ve mısır) üretilmektedir. Yüzden fazla ülkede üretilen şeker, beslenmede özel bir öneme sahip olduğu için tarihsel süreç içerisinde politik bir ürün olmuştur. Bu nedenle tüm ülkelerde şeker üretimini destekleyen politikalar uygulanmaktadır. Şeker üretimi tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yıllardır desteklenmekte ve bu nedenle de bir yandan şeker fazlası oluşurken fiyatlar da maliyetin çok üzerinde oluşmaktadır.
Sektörde 11 şirket bünyesinde 37 fabrika bulunmakta olup; bir tanesi kamuya ait olmak üzere 6 adet pancar şekeri üreten şirket 31 fabrika ile, tümü özel sektöre ait olmak üzere 5 adet nişasta bazlı şeker üreten Şirket 6 fabrika ile faaliyet göstermektedir. ,
Türkiye Gıda ve İçecek Sanayicileri Dernekleri Federasyonu (TGİSDF) Başkanı Şemsi Kopuz'un da belirttiği gibi, devletin elindeki şeker fabrikalarının büyük bir kısmının eski olması ve ekonomik ömrünü tamamlaması nedeniyle, yarısından çoğu işlevsiz durumdadır.
Türkiye'de pancar şekeri kurulu kapasitesi 2.940.000 tondur. Türkiye'de 2005 yılında, 9.603.320 ton pancar üretilmiş ve bu pancarın 9.560.750 tonu işlenmek suretiyle 2.419.000 ton şeker üretimi gerçekleştirilmiştir. Türkiye'de nişasta bazlı şeker fabrikalarının kurulu şeker üretim kapasitesi 935.602 tondur. Türkiye nişasta bazlı şeker üretimi 2005 yılında 351.000 ton olmuştur. Ülkemizde şeker sektörünün 2004-2005 dönemi itibariyle ekonomik büyüklüğü 4 milyar YTL (3 milyar dolar) olmuştur. Yıllık tüketimiz yaklaşık 2,5 milyon tondur. Dünyada kişi başına sakaroz kökenli şeker tüketimi beyaz şeker cinsinden yılda 19 kg civarındadır. ,
Uluslararası Şeker Örgütü'nün (International Sugar Organization) 2005 Yılı başında yayımlamış olduğu "2003 Şeker Yıllığı"na gore, Dünya'da şeker tüketimi ile ihracat ve ithalattaki ilk on ülke aşağıdadır;

DÜNYA ŞEKER TÜKETİMİNDE İLK ON
Sıra Ülke Tüketim
Milyon ton
1 HİNDİSTAN 18,6
2 AB-15 14,1
3 ÇİN 11,1
4 BREZİLYA 10,2
5 ABD 8,8
6 RUSYA FED. 6,9
7 MEKSİKA 5,3
8 PAKİSTAN 3,9
9 ENDONEZYA 3,8
10 MISIR 2,5

DÜNYA ŞEKER TİCARETİNDE İLK ON
(Ham ve Beyaz Şeker Toplamına Göre)
İTHALATTA İLK ON

Sıra
Ülke İthalat
Milyon Ton
1 RUSYA FED. 4,9
2 AB-15 2,1
3 ENDONEZYA 1,9
4 KORE CUM. 1,6
5 JAPONYA 1,5
6 ABD 1,5
7 UKRAYNA 1,5
8 MALEZYA 1,5
9 KANADA 1,4
10 KÖRFEZ ÜLK. 1,2

DÜNYA ŞEKER TİCARETİNDE İLK ON
(Ham ve Beyaz Şeker Toplamına Göre)
İHRACATTA İLK ON

Sıra
Ülke İhracat
Milyon Ton
1 BREZİLYA 13,4
2 TAYLAND 5,5
3 AB-15 5,1
4 AVUSTRALYA 4,1
5 KÜBA 1,8
6 HİNDİSTAN 1,7
7 KOLOMBİYA 1,3
8 GUATEMALA 1,1
9 G.AFRİKA 1,1
10 KÖRFEZ ÜLK. 1,0

En büyük tüketicilerin, ihracatçıların ve ithalatçıların da yer aldığı 2003 yılı sonuçlarına göre; Hindistan en büyük şeker tüketicisi, Brezilya en büyük şeker ihracatçısı, Rusya Federasyonu ise en büyük şeker ithalatçısı durumundadır. 2005 yılında tahmini 18.834.000 ton AB ülkelerinde ve 136.951.000 tonda Dünya'da şeker üretimi yapılmıştır. AB'in Dünya şeker üretimi içindeki payı %14'tür. 2002-2003 üretim sezonunda, dünya sakaroz kökenli şeker üretiminde pancar ve kamış şekerinin payları sırasıyla; %23,4 ve %76,6 dır. 2003-2004 verilerine göre dünyanın en büyük şeker üreticisi ülkeleri; 24,2 milyon ton ile Brezilya, 17,3 milyon ton ile Hindistan, 15,8 milyon ton ile Avrupa Birliği ve 9,9 milyon ton ile Çin'dir. Dünya nişasta bazlı şeker üretimi (izoglukoz) 2003 yılı itibariyle ve kuru madde bazında 11,7 milyon tondur. Dünyanın en büyük Yüksek Fruktozlu Mısır Şurubu (HFCS) üreticisi ülkeleri; birinci sırada 8,3 milyon tonla ABD, ikinci sırada 782 bin tonla Japonya, üçüncü sırada 400 bin tonla Kanada'dır. Dünya'da kişi başına Yüksek Fruktozlu Mısır Şurubu (HFCS) tüketimi kuru madde bazında 1,9 kg civarındadır.
Ülkemizde şeker sektörü maalesef varlığını devam ettirebilmek için pek çok sorunla boğuşmak durumundadır. Bürokrasiden ve ülkeye kontrolsüz şeker girişinden kaynaklanan pazarlama sorunu ve bu sorundan kaynaklanan şeker stokları, üretim verimliliğini olumsuz etkileyecek ve sağlıklı revizyon yapılmasını engelleyecek boyutlara ulaşan kadro durumu, nişasta bazlı şeker üreticileri lehine düzenlenmiş olan mevzuattaki eksiklikler ve özellikle mevcut kota sistemi ile özelleştirme bu sorunların en önemlileridir. Stoklar nedeniyle verilen kotaların tamamı kullanılamamaktadır. Stoklar kaçak şeker girişi ve kayıt dışı şeker dolaşımı nedeniyle artmaktadır. Yerli şekerin dış pazarda rekabet gücü sübvansiyonla mümkün olabilmektedir. Ayrıca, Türkiye'nin DTÖ dayatmaları, AB müzakereleri, kaçak şeker girişleri ve nişasta bazlı şekerler ile kimyasal tatlandırıcıların kontrolsüz kullanımı gibi çoklu ve haksız rekabet tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu en yetkili resmi ve gayrı resmi ağızlar söylemektedir.
Dünya'da ve Türkiye'de Şeker Fiyatları
Dünyada üretilen beyaz şekerin yüzde 72'si şeker kamışından, yüzde 18'i ise şeker pancarından üretilmektedir. Şeker kamışından üretilen şekerin maliyeti, şeker pancarından üretilen şekere göre oldukça düşük bulunmaktadır. Dünya beyaz şeker borsalarına şeker kamışından üretilen beyaz kristal şeker hakimdir. Dünya şeker fiyatı denildiği zaman kamış şekerinden söz edilmektedir.
Dünya'da şeker kamışından üretilen şekerin ton fiyatı 300 dolar civarındadır. Pancardan üretilen şekerde ise fiyat 750-850 dolar arasında değişmektedir. Avrupa Birliği ülkeleri ve Türkiye pancardan üretilen şekeri kullanılmaktadır. Ama dünyada şeker pancarından şeker üretip de 300 dolara mal eden hiçbir ülke yoktur. Herkes 500-700 dolara mal etmektedir.
Ancak Türkiye'nin özellikle Doğu'daki komşuları daha çok şeker ithalatçısıdır. 300 dolara ithal edilen şeker Türkiye sınırları içine girince 700-800 dolara fırlamaktadır. Böyle tatlı kar oranı (marjı) bu kadar yüksek olunca da sınırdan bir çuval şeker bile getirmek olağanüstü kârlı bir hale gelmektedir. Özel sektörün yaklaşık 1-1.2 YTL maliyetle ürettiği şeker, Türk Şeker A.Ş.'in bazı fabrikalarında 1 lira 98 kuruştan mal edilmektedir. En verimli tesislerinde şekeri 1 lira 23 kuruştan üreten Türk Şeker, ortalama olarak şekeri 1 lira 36 kuruşa mal etmektedir. Bunun altı da zarardır. Bir kilo şeker için kaliteli ürünün olduğu yerlerde 6-7 kilo, kalitesiz üründe ise 10-12 kilo pancar gerekmektedir. Bu nedenle bir kilo şekerin maliyet fiyatının yüzde 60'ı pancara gitmektedir.
Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, 26 Ocak 2006 tarihli Londra Borsası'nda bir ton şekerin Avrupa limanları teslim fiyatının 440.50 dolar/ton olmasına rağmen şeker pancarından kristal şeker üretilen Türkiye'de şeker satış fiyatının 1.192,10 dolar/ton, İtalya'da 1.220 dolar-ton, Almanya'da 1.200 dolar/ton şeker ithal eden Suriye'de ise bu rakamın 380 dolar/ton olduğunu açıklamıştır. Bunun yanında bakan, bütün dünyada olduğu gibi mısırdan elde edilen tatlandırıcıların Türk sanayinde giderek yerini aldığını vurgulayarak, Türkiye'ye 2002 yılında 2 milyon tonun üzerinde ithal mısır gelirken, 2005 yılında 4 milyon tonun üzerinde mısır üretimi yapıldığını, mısır üretiminde 2005 yılında %33.3'lük artış sağlandığını belirtmiştir. , Nişasta bazlı şeker (NBŞ) kotalarının artırılması talebi vardır. Nişasta bazlı şeker maliyet açısından avantajlı olması nedeniyle, sanayi tüketiminde giderek pancar şekerinin yerini almaktadır.
Ancak, Şeker Kurumu Başkanı Abdurrahman Özenbaş'ın da ifade ettiği gibi, şeker piyasasının tam anlamıyla serbest piyasa şartlarına göre oluşması amacıyla şeker pancar üretimini birden düşürmek, sosyo ekonomik sebeplerle mümkün değildir. Ayrıca kaçak şeker yüzünden 1 milyon ton şeker üretilmemesi nedeniyle, 2 milyon dönümde pancar tarımı yapılamadığına ve tarımda 1 milyon 600 bin, sanayide 260 bin ve toplam 1 milyon 860 bin kişinin bu sektörden ekmek yediğine işaret edilmektedir.
AB Sürecinin Şeker Sektörümüze Etkisi
Dünyada pancardan şeker üretiminde ilk sıraları Fransa, Almanya, Polonya ve ABD almaktadır. Türkiye ise 5'inci sırada yer almaktadır. Bu ülkeler DTÖ müzakereleri sonunda, şeker maliyetinin yarısına yakın oranda almakta oldukları destekten mahrum kalmalarından dolayı, ellerindeki yaklaşık 5 milyon ton şekere pazar bulmak zorunda kalacaklardır. Demek ki; Biz AB müzakerelerini AB ile değil, AB şeker sektörünün devleri olan Fransa, Almanya, İngiltere ile yapacağız. Bu da, AB müzakerelerinde neyle karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir.
Uluslararası Şeker Örgütü (International Sugar Organization) tarafından 2005 Yılı başında yayımlamış olduğu "2003 Şeker Yıllığı"na gore, Dünya'da şeker ve şeker kamışı üretimindeki ilk on ülke aşağıdadır;

DÜNYA ŞEKER ÜRETİMİNDE İLK ON
PANCAR ŞEKERİ ÜRETİCİLERİ
Sıra Ülke Üretim
Milyon ton
1 AB-15 16,3
2 ABD 4,1
3 TÜRKİYE 2,1
4 POLONYA 1,9
5 RUSYA FED. 1,9
6 UKRAYNA 1,7
7 ÇİN 1,0
8 İRAN 0,9
9 JAPONYA 0,8
10 ÇEK CUM. 0,5

DÜNYA ŞEKER ÜRETİMİNDE İLK ON
KAMIŞ ŞEKERİ ÜRETİCİLERİ
Sıra Ülke Üretim
Milyon ton
1 BREZİLYA 26,0
2 HİNDİSTAN 21,7
3 ÇİN 10,5
4 TAYLAND 7,7
5 MEKSİKA 5,4
6 AVUSTRALYA 5,3
7 PAKİSTAN 4,0
8 ABD 3,8
9 KOLOMBİYA 2,6
10 G.AFRİKA 2,4
Ülkemizin tarım sektörü AB ile mukayese edildiğinde, yapısal ve hukuki bir çok sorun ve uygulama farklılıkları bulunmaktadır. AB Şeker Reformu kapsamında ülkemizdeki şeker sektörünü doğrudan etkileyecek en önemli unsurlar, kota, fiyat ve yeniden yapılandırmaya yönelik düzenlemelerdir. AB'de halen %2 olarak uygulanmakta olan izoglikoz kotasına karşın, ülkemizde toplam Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) kotası %10 olarak uygulanmakta olup, son üç yılda %50 oranında arttırılmıştır. Reform kapsamında artırılması öngörülen izoglikoz kotasına uyum sağlanabilmesi için, öncelikle ülkemizdeki nişasta bazlı şeker kotasının AB'ye uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir.
Türkiye'nin, şeker açısından, dünya koşullarında rekabetçi olmamasının önemi AB şeker reformu netleştikten sonra ortaya çıkacaktır.
Şeker, AB'de ortak piyasa düzenine sahip 23 ürün grubundan biridir. Tüm üye ülkeler aynı rejime uymak ve onu uygulamak durumundadır. AB Şeker Rejimi ve Müktesebatı ise tarım kesiminde uymak zorunda olduğumuz en kapsamlı konuların başında gelmektedir. AB, dünyanın en fakir 49 ülkesinden gelecek ithalata, 2009 yılından itibaren pazarını tamamen açacaktır. AB şeker üretiminin 6-7 milyon ton civarında düşmesi beklenmektedir. Avrupa şeker ihtiyacı Avrupa'da yapılan üretimle birlikte, AB'nin anlaşmalı olduğu Afrika Karayip, Pasifik ülkeleri ve en az gelişmiş ülkelerden yapılacak ithalatla karşılanacaktır. Böylece şeker üretimi, sürdürülebilir bir fiyattan sürdürülebilir bir düzeye indirilmiş olacaktır.
AB'de şeker fabrikalarının sayısındaki azalmaya karşın fabrika başına ortalama şeker üretim kapasitesi artmaktadır. Bu ise şeker maliyetini önemli ölçüde düşüren ekonomik bir karardır. Günümüzde Polonya ve Çek Cumhuriyeti dışında, AB üyesi 25'ler dâhilinde düşük kapasiteyle üretim yapan şeker fabrikası kalmamıştır denilebilir. Diğer taraftan; AB üyesi 25'lerde son yirmi yıl içerisinde büyük şeker fabrikalarının sayısının (günde 12 000 tondan fazla) üç kattan fazla artmış olduğunu görülmektedir. Bunların dışında Danimarka ve Hollanda 1967-1968 yıllarında 5 000 ton/günlük ortalama işleme kapasitesine sahipken; Çek Cumhuriyeti, Letonya, Litvanya, Polonya, Slovenya ve Slovakya 5 000 ton/gün den daha az ortalama işleme kapasitesine sahip ülkelerdir. Avusturya, Hollanda ve İsveç 12 000 ton / günün üzerinde işleme kapasiteye sahip ülkedir. Hollanda 14 000 ton/gün den daha fazla işleme kapasitesine sahip tek ülkedir. Diğer taraftan yine aynı dönemde AB dışındaki aday ülkelerden Romanya'da sektörde herhangi bir değişim olmamıştır.
Şeker Sektörünün Denetimi
Türkiye'de şeker sektörü 1956 yılından itibaren yasa ile düzenlenmiştir. 1956-2001 yılları arasında 6747 sayılı Şeker Kanunu yürürlükte kalmış, 19 Nisan 2001 tarihinde yürürlüğe giren 4634 sayılı Şeker Kanunu ile Şeker Kurumu kurulmuştur. Kamu tüzel kişiliğine sahip olan Kurum, Şeker Kanunu ve ilgili diğer mevzuatın uygulanmasını sağlamak, uygulamayı denetlemek ve sonuçlandırmak, Kanunda verilen yetkiler çerçevesinde düzenlemeler yapmak ve Kanunla verilen diğer görevleri yerine getirmek ve yetkileri kullanmak üzere oluşturulmuştur.
Şeker Kurulu ise, Şeker Kurumu'nun karar organı niteliğinde olup, bu Şeker Kanunu kapsamındaki konularda her türlü kararları almak ve uygulamak üzere, biri Başkan ve biri Başkanvekili olarak toplam yedi üyeden oluşmaktadır.
4634 sayılı Şeker Kanunu ile kurulmuş idari bir otorite olan Şeker Kurumu, 24/12/2003 tarih, 25326 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na göre, düzenleyici ve denetleyici kurum statüsünde iken, 25687 sayılı 31.12.2004 tarihli 3. Mükerrer Resmi Gazete'de yayımlanan 2004/8330 sayılı Kararnamenin eki Karar ile, Şeker Kurumu ve hizmet birimlerinin görev süresi 31.12.2004 tarihi itibariyle sonlandırılmıştır. Şeker Kurulunun görev, yetki ve görev süresi ise 31.12.2006 tarihine kadar uzatılmıştır.
26208/24.06.2006 sayı ve günlü Resmi Gazetede yayımlanan 2006/10569 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Kurul Başkanlığına T. Şeker Fabrikaları A.Ş.,nden Mehmet Azmi AKSU ve üyeliklere ise Pankobirlik S.S., Pancar Ekicileri Kooperatifleri Birliği, Cargill Tarım ve Gıda Sanayi Ticaret A.Ş., Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, ve Devlet Bakanlığı (DTM), dan birer kişi atanmıştır.
Bu bilgi ışığında; Şeker Kurumu ortadan kaldırılarak, kurumun içerisinde yer alan ve 7 üyeden oluşan kurulun 3 üyesinin özel sektörden geldiği dikkate alındığında, şeker sektörünün denetiminin, bir şekilde özelleştirilmek istendiği intibası ortaya çıkmaktadır.
Kota Dışı Üretim ve Şeker Kaçakçılığı
1- Kota Dışı Üretim
Türkiye'de, girdi maliyetlerinin yüksekliği sebebiyle dünya ortalamasının birkaç katı fiyatına şeker tüketilmektedir. Özellikle komşu ülkelerle kıyaslama yapıldığında İran ve Suriye'de 50 sent olan şekerin kilosu, Türkiye'de 1,5 dolar civarındadır. Ayrıca, dünya şeker fiyatını Brezilya ve Küba gibi ülkelerde üretilen kamış şekeri belirlemektedir. Ton maliyeti 250 dolar civarındadır. Mısır ve diğer ürünlerden elde edilen nişastadan üretilen sıvı şeker fruktoz ise hem daha kullanışlı hem de daha ucuza mal olmaktadır. Ülkemizde "Mısırdan şeker üretimi pancar üretiminin yüzde 10-15'inden daha fazla olamaz." şeklinde bir kuralla pancar şekeri üretimi koruması bulunmakla birlikte, bu kural ihlal edilmek suretiyle üretim yapılmaktadır.
Şeker Kurumu Başkanı Abdurrahman Özenbaş, 4 milyon ton üretim kapasitesine karşın ihtiyacın 2,2 milyon ton olduğunu, girdi maliyetinin yüksekliği sebebiyle ihtiyaç fazlasının ihraç edilmesinin mümkün olmadığını, Türkiye'de ton başına üretim maliyetinin yaklaşık 900 dolar olduğunu ve bu durumda üretimi sınırlandırmak için kota uygulanması gerektiğini belirtmektedir
Bugün Türkiye'deki şeker üreticilerinin büyük bölümü "kota dışı" şeker üretmektedir. Çünkü yeterli denetim yoktur. Gelişmiş ülkelerde şeker fabrikalarının üretimi, fabrikalara yerleştirilen "sayaçlarla", Türkiye'de ise "kesilen fatura" üzerinden kontrol edilmektedir. Tabii fazladan üretim yapan, bunu faturasız sattığında çift taraflı bir kayıp meydana gelmektedir.
Diğer taraftan, komşu ülkelere turist adı altında giden kişilerin yurda bir kaç torba şeker getirdiği bir ortamda, şekerdeki kavganın sadece şeker kotasından kaynaklandığını düşünmek, buradaki siyasi bir oyunun oynandığını görmemek, bölgecilik yapıldığına tanık olmamak, safdillik olur.
2- Türkiye'ye Kaçak Şeker Sokulması
Türkiye'deki kamu ve özel sektör şeker üreticilerinin en büyük sorunu kaçak şekerdir. Dünya borsalarındaki fiyatla Türkiye'deki şeker fiyatı arasında çok büyük fark olması kaçak şeker girişini teşvik etmektedir.
Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürü Mehmet Azmi Aksu, küp şeker üreten işletmelerin kullandığı toz şekerin büyük bir kısmının kaçak olduğunu söylemektedir.
Tabi Türkiye'deki kaçak şekerin tek geldiği nokta sınır kapıları değildir. Kota dışı alınan *C şekerinin piyasaya sürülmesi ya da merdiven altı tatlandırıcı üretimi yolu ile de piyasaya kayıt dışı şeker sürülmektedir. Nişasta bazlı şekerin daha düşük maliyetli olması baklavacıları da baştan çıkarmaktadır. İddialara göre Gaziantep'teki ünlü fabrikalar ve ünlü isimler haricinde birçok şirket baklavada tatlandırıcıya yönelmiştir.
Şeker sektöründeki karmaşanın önemli bir nedeni, Dünyada glikoza kota uygulanmamasına karşın, ülkemizde glikozun nişasta bazlı şekere (NBŞ) Şeker Kanunu'na istinaden kota uygulanmaktadır. NBŞ diye adlandıran gruba fruktoz ve glikoz girmektedir. Fruktoz içecek sektöründe şekeri tamamen ikame etmektedir. Glikoz ise şekerleme ve bisküvi sanayiinde şekerle beraber kullanılması zorunlu bir hammaddedir. Avrupa'da kişi başı 12 kilo çikolata tüketilirken Türkiye'de bu rakamın 800 gramdır. Bisküvi ve çikolatanın zorunlu hammaddesi olan glikoza kota uygulandığı için her yıl 30 bin ton glikoz açığı oluşmaktadır. Türkiye'de uygulanan kota, fiyatların fahiş rakamlara yükselmesine sebep olmaktadır. Glikoz talebi Türkiye'de 120 bin tondur. Kota ise 90 bin tona izin vermektedir. 30 bin tonun Suriye'den kaçak yollarla girdiği ifade edilmektedir. Şeker sorununun AB müzakere sürecinde yumuşak karnımız olmaya devam edeceği yetkililerce belirtilmektedir. Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu (TGİSDF) Başkanı Şemsi Kopuz devletin, gümrük kapılarını kontrol altında tutamadığını ileri sürerek, kontrolsüzlüğün gıda sektöründe kaçakçılığı patlattığını ve kaçak şekerin, eroin ticaretinden bile karlı hale geldiğini söylemektedir.
AB ülkeleri şeker fiyatları sübvanse edilmekte ve bu ülkelerde devletin bu sübvansiyonu karşılamasına karşın, Türkiye'de sübvanseyi halkın yaptığı ifade edilmektedir.
Türkiye'deki şeker fiyatları Avrupa ülkelerindeki iç piyasa fiyatları civarındadır. Ancak Dünya Şeker Örgütü pancar şekeri için ülkelere yüzde 137.5 gümrük vergisiyle koruma imkanı sağlamakta iken, son yıllarda bu vergi oranlarının aşağı çekilmesi konusunda Dünya Ticaret Örgütü'nün talebi bulunmaktadır. Tabii şeker bu fiyata satılınca, bu fiyatı korumak için gümrük duvarları ve üretim kotaları inşa edilmekte ve bunun sonucunda haliyle "kaçakçılık" başlamaktadır.
Türkiye'de günlük şeker tüketim miktarı 7-10 bin tondur. Buna karşın şeker fabrikalarınca 4-5 bin ton şeker satılmaktadır. Bu durumda, aradaki farkın kaçak yollarla ülkeye girdiği belirtilmektedir. Komşu ülkelerden kaçak yollarla açık olarak gelen şekerlerin, sınırlara yakın noktalarda Türkiye'deki şeker fabrikalarının torbalarına konularak, buralarda üretilmiş gibi piyasaya sürüldüğü ve bu durumun şeker üretiminde fazlalık varmış algısı yarattığı ifade edilmektedir.
Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, yılda 200-250 bin ton kaçak şekerin yudumuza girdiğini ifade etmekte ve buna delil olarak ise kişi başına şeker tüketiminin artması gerekirken resmî verilere göre düşmesini göstermektedir. Şeker Kurumu Başkanı Özenbaş, Türkiye'de kişi başı şeker tüketiminin yıllık 30-32 kilogram olduğu bilgisini vererek, bu hesapla yıllık tüketimin nişasta bazlı tüketim dahil 2,5 milyon ton, buna karşın kayıtlı satışın ise 2,2 milyon ton olduğunu, aradaki 300 bin ton civarındaki farkın ise kaçak şeker ve kayıt dışı üretim olduğunu belirtmektedir.
AK Parti Bitlis Milletvekili ve Meclis Akaryakıt Kaçakçılığı Araştırma Komisyonu Başkanlığı da yapan Vahit Kiler'in hazırladığı raporda; akaryakıttan sonra şeker kaçakçılığının da önemli boyutlara ulaştığı, Türkiye'ye Suriye, İran, Irak ve son zamanlarda da Bulgaristan'dan olmak üzere her yıl 1 milyon ton kaçak şeker girdiği ve bunun ekonomiye maliyetinin ise yaklaşık 1.5 milyar ABD doları olduğu ve en çok kaçak girişin, şekere vergi koymayan Suriye üzerinden yapıldığı vurgulanmaktadır. ,
Türkiye ve Suriye'de iki aylık bir araştırma yapan AKP Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün, Türkiye'den Gürcistan ve Bulgaristan'a giden TIR'lara ve yolcu otobüslerine kaçakçılık yapmak için özel bölmeler yaptırıldığını ve kontrollerin yeterli olmaması ve suistimaller nedeniyle ülkemize getirilen şekerlerin ambalajlarının değiştirilerek iç piyasaya satıldığını, söz konusu kaçak şekerlere kesilen bir fatura veya irsaliye ile defalarca taşıma yapıldığını, dolayısıyla yapılan uygulamalarda ve yakalamalarda ibraz edilen faturalarla mücadeleci birimlerin suçun ispatında zorlandıklarını belirtmektedir.
Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, şeker kaçakçılığının dünya fiyatlarıyla yurt içi şeker satış fiyatı arasındaki farktan kaynaklandığını ve yurt içi şeker fiyatının üçte bir oranında oluşan Dünya Beyaz Şeker Borsa fiyatlarına paralel fiyatlarla şeker ithal eden komşu ülkelerden, yolcu beraberinde ya da başka yasal olmayan yollardan ülkemize şeker getirildiğini belirtmektedir. İçişleri Bakanlığı, şekerlerin faturasız satıldığı ve bu şeker fabrikaları tarafından bakanlıklarına muhatap gönderilen yazıda, gümrük kapılarından yolcu giriş ve çıkışlarında uyulması gereken yasal sınırlara riayet edilmediğinin belirtildiğini ifade etmektedir. Fakat gözden kaçırılmaması gereken kararların arkasında siyasi kararlılık olmaması nedeniyle istense bile bu kararların tam olarak uygulanmasında zorluklarla karşılaşılmaktadır. Gümrük ve Dış Ticaret'ten Sorumlu Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, 2003, 2004 ve 2005 yıllarında toplam 1.207.631 ton kaçak şeker ele geçirildiğini, bunun değerinin de 2 trilyon 45 milyar 438 milyon 490 bin lira olduğunu, , İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'da, güvenlik görevlilerinin yurt genelinde yaptıkları çalışmalarda, 2004'te 864 bin 39 kilogram, 2005 yılında ise 1 milyon 268 bin 896 kilogram kaçak şeker ele geçirildiğini, belirtmişlerdir.
İlgililerce, kaçak giren şekerlerin (Bilhassa; Van, Hakkari-Yüksekova'dan) %98'inin yakalanama-dığı, bu illere hayvan sırtında getirilen şekerlerin belli merkezlerde toplanarak ambalajlarının değiştirilmek suretiyle iç tüketim piyasası ile küp şeker imalatçılarına satıldığı ifade edilmektedir. Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, kaçakçılık olaylarının, günübirlik giriş-çıkışlarda yoğun olarak yaşandığını ve sırf şeker sevkıyatı için İran, Irak gibi ülkelere günübirlik turlar düzenlendiğini belirtmiştir. Sınır ve bavul ticareti yoluyla yurda 400 bin ton, denizyolu ile de 500 bin ton kaçak şeker girmektedir.
Muş Şeker Fabrikası Müdürü Fethi Bayülken, Muş'ta üretilen 45 bin ton şekeri, çevre illere sattıklarını ve kamyonların sıraya girdiğini, ancak şimdi bu görüntülerden eser olmadığını, İran, Irak ve Suriye'den Türkiye'ye getirilen kaçak şeker nedeniyle 33 bin ton şekerin ellerinde kaldığını, belirtmiştir.
Türk Şeker Genel Müdürü Mehmet Azmi Aksu, Suriye ve Irak'tan torbası 30 milyon liraya kaçak şekerin getirilerek, iç piyasaya 50 milyon liradan satıldığını, normalde bir torba şekerin fiyatının 68 milyon lira olduğunu belirtmektedir.
TGİSDF Başkanı Şemsi Kopuz, 2005 yılında Türkiye'ye yalnız Suriye'den 100 bin tonun üzerinde kaçak şeker girdiğini ve Türkiye'ye şeker göndermek için Suriye'de fabrikaların kurulduğu, bunun da rakamsal karşılığının 120 milyon dolar olduğunu ifade etmektedir.
Sahte beyan ile gümrüklerden çok miktarda nişasta bazlı şeker girişi yapıldığı ve Türkiye'ye Afrika ülkelerinden yıllık 500 bin ton civarında sağlıksız kamış şekerinin kaçak olarak girdiği iddia edilmektedir. Özellikle Türkiye'nin limanlarından, serbest bölgelerden, gemiler vasıtasıyla yüklü miktarlarda kaçak şeker getirildiği duyumları yoğunlaşmaktadır. Ayrıca Serbest bölgeler yoluyla ihraç edilmiş gibi gösterilen nişasta bazlı şekerin başka gümrükten yeniden ülkeye sokularak yurt içinde satıldığı iddia edilmektedir Tatlandırıcı ithalatında beş yıl öncesine göre 12 kat artış olup, 150 bin ton tatlandırıcının da yurda kaçak girdiği tahmin edilmektedir.
Vahit Kiler'in raporunda yer aldığı üzere; Merdiven altı tabir edilen kayıtdışı ve kaçak imalathanelerde gıda üretiminde kullanıldığı bilinen yapay tatlandırıcı ithalatı ilaç sanayimizin toplam 8 katına ulaşmıştır. ,
İran, Irak ve Suriye sınırlarında fiilen 10 yıl bölük, tabur ve alay komutanı olarak görev yapan emekli Jandarma Albay Erdal Sarızeybek, tüm sınırlardan kaçak olarak koyun yünü, bakır, sigara, şeker çay sokulduğunu, Türkiye'den Irak'a ihracat yoluyla ucuza giden şekerin, Türkiye'ye kaçak olarak girdiğini ifade etmiştir. İlgililerin şeker kaçakçılığının arkasında örgütsel bir yapı olmadığını belirtmesine karşın, PKK'nın Türkiye'ye sokulan her türlü kaçak maldan değerine göre vergi adı altında haraç alması, şeker kaçakçılığınada terör örgütü damgasını vurmaktadır. , ,
3- Şeker İhracatında Yapılan Kaçakçılık
Ticari bazda pancar şekeri ve nişasta bazlı şeker ihracatı aşağıdaki tabloda görülmektedir.

Pazarlama Yılları Pancar Şekeri (*) Ton NBŞ Ton
1999 / 2000 732 015 15 873
2000 / 2001 829 074 16 708
2001 / 2002 436 292 2 015
2002 / 2003 258 774 32 703
2003 / 2004 363 502 19 391
(*)Dahilde işleme izin belgesine kayden satışlar dahil.
2003/2004 pazarlama yılında bir önceki pazarlama yılına göre pancar şekeri ihracatında %40,4 artış, NBŞ ihracatında %40,7 düşüş kaydedilmiştir.
Türk Şeker Fabrikaları A.Ş.ne ve TMO'ya veya özel şeker fabrikalarına, ihracat yapacağım diye başvuran firmalar, bu kurumlardan ucuz fiyattan (Dünya fiyatlarından) aldıkları şekeri iç piyasada satarak, önemli miktarda haksız kazanç sağlayabilmektedirler.
Şeker sektöründe yüzde 20'yi aşan bir paya sahip olan Konya ve Kayseri şeker fabrikalarının, yurtdışı için üretilen şekerin (C şekeri) yurtiçine sattıklarının tespit edilmesi, olayın boyutlarını analiz etmekte en iyi örnek olaydır.
a) Dahilde İşleme Rejimi
Türkiye'de gümrük birliği ile birlikte uygulamaya başlanan ve Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı'ndan alınan "Dahilde İşleme İzin Belgesi" ile yararlanmaya hak kazanılan dahilde işleme rejiminde; ihraç konusu mal ya yurt içinden ya da ithal yoluyla temin edilir. İthal edilen malların vergileri teminata bağlanmaktadır. Bu statü de, ithal edilen mallar yurt içinde işlenerek ihraç edilmesi gerekmektedir. İthal sırasında vergi alınması halinde ise, ürünün dahilde işlenmesinden sonra ihraç edilmesi durumunda, ödenen vergiler geri alınır. Dahilde işleme rejimi kapsamında yapılan ithalattan anti-damping vergisi, KDV, Kaynak Kullanım Destekleme Fonu (KKDF) ve gümrük vergisi alınmamaktadır. Bu kapsamda yapılan ithalatta kota kısıtlaması da bulunmamak-tadır.
Malın temin edilme şekline göre (yurt içinden veya geçici ithal yoluyla), yapılan sahtekarlığı iki şekilde ele alabiliriz:
Birinci şekilde, dahilde işleme izin belgesi kapsamında ihraç edilecek mal, işlenmek üzere ülke içerisinden temin edilmektedir. Örneğin, şeker fabrikalarından KDV'siz olarak alınan şeker, yerli piyasaya sürülmekte, hayali belgelerle de ihraç edilmiş gibi gösterilmektedir.
İkinci şekilde, dahilde işleme izin belgesi kapsamında yurt dışından, ithalde alınan vergiler ödenmeksizin yurda sokulan mallar yine iç piyasaya satılmakta, ama sahte belgelerle yurt dışı edilmiş gibi gösterilmektedir. Bazen de kaliteli ithal edilen malın yerine kalitesiz mal kullanılarak üretilen malın ihraç edildiği görülmektedir.
Ülkemizdeki şeker fabrikaları, stok fazlası yıllık 110-150 bin ton şekeri, yurt dışına ihracat yapmak isteyen firmalara veya Dahilde İşletme İzin Belgesi sahip firmalara dünya şeker fiyatlarından yapılan satışlarla değerlendirmektedir.
CHP Yozgat Milletvekili Emin Koç da "Dahilde İşleme Rejimi"ne tabi tahıl miktarının 2004'te 900 bin ton iken, 2005'te 3 milyon tona çıkmasını şöyle yorumladı: "Bakıyorsunuz ortada ihracat yok. Devlet, amaca uygun kullanıldığını denetlemiyor. Bu, resmen tüccara bedava buğday verip 'İç piyasada satın, köşeyi dönün' demek. İlgili kuruluşlar ortak bir çalışmayla vurgunun boyutunu ve vurguncuları ortaya çıkarmak, yaptırım uygulamak zorunda." Milletvekili Emin Koç'un sorusu üzerine de Türk Şeker Fabrikaları A.Ş. yetkilileri, 1997-Kasım 2005 döneminde "Dahilde İşleme İzin Belgesi"ne sahip imalatçı-ihracatçı firmalara toplam 918 bin 695,9 ton kristal şeker verildiği, ancak miktarın 16 bin 443,8 tonu usulsüzlük nedeniyle iptal edildiği, firmalar aleyhine dava açıldığı yönünde açıklama yapmışlardır. Türk Şeker Fabrikaları A.Ş. ve TMO'nun Genel Müdürlerine, TBMM KİT komisyonu'nda bu firma sahiplerinin kimler olduğunu sorunca da, alınan cevap " Bu firmalara kendilerinin de ulaşamadıkları" şeklinde olmasına rağmen bu konuda ciddi bir soruşturma başlatılmamıştır. Koç, TBMM KİT komisyonunda, bu kurumların bu firmalara ulaşamıyorlarsa firmaların fabrika veya üretim işletmeleri yoksa niye 'Dahilde İşleme Rejimi'ne göre kota ayrılıp ihracat rakamı üzerinden ucuz hammadde verildiğini ve trilyonlarca liralık vurgunun gayri ciddi yaklaşımlarla geçiştirilmeye çalışıldığını, oysa, devlet bürokratlarının görevlerini yapıp, usulsüz işlemlerin belirlenmesi için müfettişleri devreye sokmaları gerektiğini, dile getirmiştir.
Bazı TBMM KİT Komisyonu üyeleri, dahilde işleme rejimi uygulaması çerçevesinde ihracatı desteklemek için ihracatçılara ucuz şeker sağlandığını, ihracatçıların ise bu şekeri ihraç etmeyip iç piyasaya sunarak, 'şirketi zarara uğrattıklarını' söylemişlerdir. TBMM KİT Komisyonu, şeker konusunda yaşanan suistimaller, kaçak şeker ve şeker ihracatı yapacağız diyerek 'Dahilde İşleme İzin' belgesi alan ve geri iade etmeyen firmalarla ilgili konularda Meclis Araştırma Komisyonu kurulması yönünde tavsiye kararı almıştır. Çünkü, 2003'ten bu yana bu rejim kapsamında ihracat yapılmamasına karşın, belge alan firmalardan 10 bin 649'nun bunu kapatmadığı ortaya çıkmıştır. Bunun ihracat değerinin de 5.5 milyon YTL olduğu belirtilmiştir.
Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.'nin Dahilde İşleme İzni Belgesi ile kendisinden şeker alan, aralarında ünlü firmaların da bulunduğu toplam 34 firma ile davalık olduğu ortaya çıkmıştır. Bu firmalara teslim ettiği toplam 18 bin ton şekerin 16 bin tonluk bölümüyle ilgili müeyyide talebinde bulunan Türk Şeker, acı bir gerçekle karşı karşıya kalmıştır. Türk Şeker icra koymak için aradığı bazı firmaların " tabela şirketi'' olduğunu tespit etmiştir.
Aşağıda konuyla ilgili yaşanan olaylara örnek olabilecek çeşitli gazetelerde yayımlanan yazılardan alıntılar verilmiştir.
- Erzurum, Ağrı ve Kars şeker fabrikalarından Nahçıvan'a ihraç kaydıyla düşük fiyattan alınan şeker, rayiç fiyat ile yakın zamana kadar iç piyasaya verilmekteymiş. Bu olay da başlı başına bir soygundur.
- 2000 yılında yapılan Paraşüt Operasyonunda bir holdingin Malatya Şeker Fabrikasından dahilde işleme rejimi çerçevesinde ihraç etmek üzere 290 bin liraya aldığı tonlarca şekeri sahte belgeler ile ihraç edilmiş gibi göstererek iç piyasaya 500 bin liradan sattığı belirlendi. Holdinge bağlı şirketlerin bu yolla hem ihracatı teşvik kredisi aldığı, hem de fabrikalardan aldığı fiyatın iki katına yakın fazla bir fiyatla iç piyasaya şeker satarak haksız kazanç elde ettiği saptandı. Ayrıca bu holdinge ait ''Muz sarartma tesisi'' adını verilen depoda yapılan aramada 400 ton yabancı menşeli şeker ele geçirilmiştir. Operasyon sırasında 35'er tonluk 5 ayrı tıra yüklenmiş toplam 175 ton şeker ekiplerden kaçırılmak istenirken yakalanmıştır. Anılan depoda, üzerinde ''Malatya Şeker Fabrikası'' yazılı çok sayıda boş çuval bulunmuş ve yabancı menşeli şekerlerin bu çuvallara doldurulup iç piyasaya sürüldüğü iddia edilmiştir. ,
- Türkiye'de kimileri, dahilde işleme izin belgesi kapsamında toz şeker ithal ediyorlar. Amaç bu toz şekeri küp şeker haline getirerek yurt dışına satmak. Yani bunu yapanlara devlet de destek oluyor.Mersin Serbest Bölgesinde bu işi yapanlar var. Ancak onların geçici ithalatları, aslında kalıcı. Yani onlar toz şekeri geçici ithalat yoluyla yurda sokuyor ama sonra bir daha çıkarmıyorlar. Gelen toz şeker iç piyasaya veriliyor ama belgelerde sanki yurt dışına yollanmış gibi gösterilmektedir. Hem gümrüksüz ithalat yapıyor, hem de teşvikten faydalanıyor.
- Gaziantep'te ortaya çıkarılan yarım katrilyon liralık vurgunun bir benzeri de İzmir'de ortaya çıkarıldı. İhraç etmek kaydıyla aldığı hammaddeyle ürettiği çikolata ve gofretleri iç piyasada sattığı gerekçesiyle işadamı Bay Y gözaltına alındı.

b) Hayali ihracat
Hayali ihracat kısaca; fiili bir mal ihracatı yapılmadığı halde, paravan şirketler kurularak veya fiilen olan şirketler tarafından naylon fatura ve gümrük beyannamesi kullanılarak, haksız yere mali desteklerden yararlanmak olarak tanımlanabilir.
Türkiye'de literatüre ilk kez 1970'li yıllarda, bir ihracatçıtının suntaları, mobilya göstermesiyle giren "Hayali İhracat" olayı, şimdi de şeker ihracatında gündeme geldi. 12 Eylül Darbesinin ardından dönemin başbakanı, ülkenin döviz ihtiyacını karşılamak için ilginç bir yöntem bulmuş ve bunu bir diploma töreninde, "Bizim eski kaçakçılar, ihracatçı olmak için bize müracaat ettiler. Karşımıza MİT raporları getirildi. Bunlar kaçakçıdır, bunlara ihracat belgesi vermeyin denildi. Oysa biz, bunlar teşebbüs sahibi, bunlardan iyi ihracatçı olur dedik. Şimdi hepsi ihracat yapıyor. Sistemin gereği ihracatçı oldular." diyerek ihracat patlaması için yaptıklarını anlatmıştı.
Hayali ihracat olanaklarının açılmasıyla inanılmaz miktarlarda para devlet memurları ve adı artık işadamı olan mafya arasında paylaşılmakta, öteden beri kurulan ortaklıklar pekişmektedir. Yolu politikacılar açmakta, devlet memurları ve öteden beri "yarı resmi" kabul edilen mafya babaları inanılmaz bir serveti kardeşçe bölüşmektedir.
TBMM'de 1993 yılında kurulan Hayali İhracatı Araştırma Komisyonu raporunda, "adına rapor düzenlenen 485 firmadan 468'inin hayali ihracata adının karıştığı, haksız teşvik primi ödenen 256 firmadan 143'ünün yaptıkları ihracatın tamamının hayali olduğu" belirtilmiştir.
Günümüzde de bazı firmaların şekerde ve buğdayda, Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürlüğü (Türk Şeker) ve Toprak Mahsülleri Ofisi'ne (TMO) başvurarak, daha düşük olan "ihracat fiyatı" üzerinden mal topladıkları, ancak bu ürünleri daha yüksek olan piyasa fiyatından iç piyasada sattıkları ortaya çıkmıştır.
Mersin Serbest Bölgesi'ni incelemeye alan Hesap Uzmanları Kurulu'nun hazırladığı raporda, bölgenin kaçakçılık üssü haline geldiği ve 117 firmanın paravan olduğunun tespit edildiği, ruhsatı olduğu halde 117 firmanın hiç bir faaliyet göstermediği, tam tersine kaçakçılıkta kullanılabilme potansiyeli taşıyan (paravan) firmalar olarak fuzuli olarak beklemekte olduğu belirtilmiştir.Ayrıca bölgede özellikle çay, şeker, sigara ve içki gibi malların stok kayıtlarının kağıt üzerinde paravan şirketlere satılmış gibi gösterilerek yurtiçinde pazarlandığı yönünde tespit yapıldığına, bölgenin genelinde yaşanan kaçakçılık suçunun mali boyutunun ise 2 milyar doları geçebileceğine değinilmiştir.
Türk Şeker Fabrikaları A.Ş ve TMO'nun Genel Müdürlerine bazı firmalarca ihracat yaptım diye sahte belge sunulması, 2000 yılında yapılan ve kamu oyunda büyük yankı bulan "Paraşüt", "Sis" ve "Hayal" operasyonlarıyla ortaya çıkarılan hayali ihracatların benzerlerinin bugünde yapılmakta olduğu şüphesini ortaya çıkarmaktadır. Bu şüpheyi, halen ülkemize komşu ülkelerden kaçak şeker girerken, diğer taraftan söz konusu ülkelere ihracat yapıyor olmamız güçlendirmektedir.
Sonuç
AB şeker rejimine ilişkin reformlar arasında şeker üretiminin daha az rekabetçi şartlarda şeker üreten üye ülkelerden, daha fazla rekabetçi şartlara sahip ülkelere aktarılması yer almaktadır. Bu amaçla şeker kotalarının üye ülkeler arasında transfer edilebilmesine imkan sağlanacaktır. Bu da AB'ye üyelik durumunda sanayimiz bünyesinde yer alan ve sosyal amaçlar ön planda tutularak kurulan, verimlilik ve karlılığı düşük olan fabrikaların, önemli oranda kota kaybına uğramasına ve hatta kapanmasına, şekerde iç piyasanın AB şekerine karşı rekabet gücünün daha da azalmasına ve sonuçta Türk şeker sektörünün çökmesine neden olabilecektir. Bu nedenle, ihtiyaca cevap verecek miktarda üretim istikrarı ve ülke şeker kotasının belli bir düzeyin altına düşmemesi gerekmektedir.
Türkiye şeker sektörü, en büyük pancar şekeri üreticisi olan AB'nin pancar ve şeker fiyatlarına yönelik yeni düzenlemelerinden de etkilenecektir. Reform kapsamında AB'nde pancar fiyatlarında %43, şeker fiyatlarında %39 oranında indirim öngören fiyat düzenlemeleri karşısında sektörümüzün devamlılığı; fabrikaların teknoloji ve ölçek büyüklüğü açısından revize edilerek üretim ve işleme maliyetlerinin düşürülmesi yönündeki tedbirlerin bir an önce alınması ile mümkün olabilecektir.
İfade edildiği gibi, şekerde özelleştirme, ne kaçakçılığı önler, ne de yurt içi şeker fiyatlarının düşmesine direkt etki eder. Özelleştirme sonrasında piyasanın daha sıkı denetimi gerekmektedir. Aksi halde, kota dışı kaçak şeker üretimi yoluyla veya dahilde işleme rejimi kullanılarak veya doğrudan hayali ihracat yapılarak, kaçakçılığın çoğalması kaçınılmaz olacaktır.
28.03.2006 tarihli ve 26122 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2006/10177 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile, 2001/2762 sayılı "Yurt Dışına Çıkışlarda Harç Alınmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Karar"ın 4 üncü maddesinde yapılan değişiklikle, karayolu (demir yolu dahil) veya ticari amaçla sefer yapan deniz taşıtları ile günübirlik sınır komşusu ülkelere seyahat edenlere tanınan harç muafiyeti kaldırılması ile birlikte, yolcu beraberinde yurda şeker sokulması büyük ölçüde engellenmiştir. Yurda kaçak şeker sınırlardan kaçak olarak veya dahilde işleme rejimi çerçevesinde yurt dışından veya yurt içinden ihraç kaydıyla alınan "C" şekerlerin yurt içine satılarak, sahte gümrük beyannamesi üretilerek veya hayali ihracat yapılarak, kaçakçılık yapılabileceği hususuna dikkat edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle şeker ile ilgili dahilde işleme izin belgesi verilirken çok dikkat edilmesi ve taahhüt kapama işlemini yapan ihracatçı birlikleri ile gümrük idareleri ve satış yapan şeker fabrikaları arasında kontrol mekanizması kurulması yönünde çalışma yapılmasında da fayda bulunmaktadır.
Her şeyden önce yapılan şeker kaçakçılığının önüne geçmek için, alınan kararlarda ve denetimlere yönelik ilgili kurum ve kuruluşlar arasında sıkı bir koordinasyon sağlanmalıdır.
Diğer taraftan şekeri, bir çok ülkenin şeker kamışından ülkemiz şeker pancarından ürettiği sürece ortaya çıkan bariz fiyat farklılığından dolayı kaçakçılığı tamamen önlemek mümkün değildir. Bu nedenle etkin ve kararlı uygulamaların hayata geçirilmesi halinde, şeker kaçakçlığının azaltılmasında önemli bir adım atılmış olacaktır.
Balzac
"Her büyük servetin arkasında bir suç gizlidir."

Kaynak: Linkler sadece kayitli kullanicilarimizin gorebilecegi sekilde duzenlenmistir. Sitemize kayit olmak icin lutfen tiklayiniz.


GMNet
Supervisor
Supervisor
 
Mesajlar: 944
Kayıt: 3/1/2009, 16:21
Konum: Lüleburgaz

Dön Makaleler

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir