Tarihe baktığımızda dünyayı değiştiren insanlar güdüm vermeden, yılmadan oluşturdukları vizyonu takip eden cesur kişiler olmuş.
Cesareti, içgüdüyü ve yaratıcı zihni paylaşan insanlar. Bu insanlardan nasibini alan kurumlar da bugün çevremizde birbiriyle kıyasıya yarışan markalara hayat vermişler.
Ancak zaman içerisinde cesaret yerini temkin ve daha sonra korkuya bırakmış. Yaratıcılık ise araştırma, bilgi ve güvensizliğe. "İnsanlar ne der?" sorusu bilhassa özgüven eksikliği yaşayan toplum, kurum ya da bireylerde yaratıcılık ve cesaret sözcüklerini baltalamakta. Böyle topraklardan ise bir türlü vizyon sahibi yenilikçi markalar çıkamamakta. Vizyon sahibi cesur insanlar iş yaptıkları ya da çalıştıkları kurumlar tarafından "boyalı kuş edasıyla" gagalanmakta.
Bütün bunları neden yazıyorum? Marka yolculuğu ile ne alakası var? Alaka şurada: Kurumlar çalışanlarını yetkilendirmeli. Farklı yetilere sahip sıradışı kişileri keşfedecek ve onları yaşatacak sistemleri kurmalı ve istisnalara göz yummalı. Bu kişilerin tipleri, giyim ve davranışları ile zaman harcamak yerine içeriklerine odaklanmalı. Kontrol, gem vurma, mantık gibi olgulardan bu kişileri muaf kılmalı. Aynı tutumu devlet bu tür patlamaya hazır kurum ve projeler için de sergilemeli. Tüm kahramanlık destanlarını yazan kişiler sonuçta onlar değil mi?
Kurumun kendi markasını görmek istediği mertebeyi hayal etmesi bu kadar mı zor? Hızla mesafelerin kısaldığı dünyamızda halen başarıyı yerel pazarlarda aramak ne denli atılımcı geliyor size?
Achilles, Fatih Sultan Mehmet, Abraham Lincoln, Einstein, Atatürk, Gandhi, Da Vinci gibi aslında sayısı çok az olan liderleri / dahileri listelerken kurumları ve olayları düşünüyorum: Olimpiyatlar, America's Cup, Oscar Ödülleri, Nobel Ödülleri, Coca-Cola, GE, Nike, Michelin, VW, Google, Facebook…
Hayal gücümüz en önemli sermayemiz olması gerekirken, hayallerimizi kovalamak neden volatilite olarak yorumlanmakta? Statükoculuk, suya sabuna dokunmamak, boş vermek, görgüsünü geliştirmemek…Bu bakış açılarının yönettiği markalar mı yücelir yoksa fikir olmak, umursamak, değişim, yaratıcılık, risk alma, dinamizm gibi olguların değer bulduğu markalar mı?
Türk markalarının dünya tarihinde ünlü Türk lider/dahilerine erişeceği günü merakla bekliyorum. Ancak bunun, bireylerinin birbirini bu denli acımasızca eleştirdiği, çekemediği, hatta sevmediği ve yersiz egolardan oluşmuş bir toplumda mümkün olabileceği konusunda da ciddi kuşkularım var. Sebep olarak siz aile deyin ben de eğitim sistemini işaret edeyim.
Sonuçta hepimizin anlaması gereken mücadelenin bir birimiz ile olmadığı değil mi? Mücadeleyi vermememiz gereken alan çevremizi ve kendimizi geliştirme şevki ve kararlılığı olması gerekmezmi?
Bu bayram markanıza "cesaretle" bir daha bakın.
Semih YALMAN


